|
OLUMLU OLUMSUZ
Doğal Gaz / Nükleer | |
Ülkemizde
enerji konjektürü değişmiştir, 20 yıl önce hayal bile edilemeyen doğal gaz
kullanılmaktadır.
|
Elektrik
üretiminin sürekliliği yönünden, nükleer santrallar, termik ve hidrolik
santrallara göre daha güvenli ve emre amadedir.
Günümüzde
elektrik enerjisi üretimi için artan bir hızda kullanılmaya başlayan gaz
santrallarının da toplam enerji üretimindeki yüzdesinin belli bir oranı
geçmesi stratejik olarak ülke çıkarlarıyla bağdaşmayacaktır.
Hali
hazırda, Türkiye�nin olası bir gaz kesinti riskini varsayarak, gaz kullanarak
elde edilen enerjinin genel enerji üretimi oranına getirdiği bir kısıntı
yoktur. ( Gaz depolama kapasitesi ise 1996 yılında 8 günlük tüketim idi). |
Enerji
Talebi, Yenilenebilir enerji | |
Enerji talep tahminlerinin sağlıklı
yapılmamasından dolayı var olacak açık abartılmıştır.
Hidrolik ve termik yerli potansiyelimiz var
olanın çok altında hesaplanmıştır, 1970'li yılların sonlarında termik
kapasite en çok 50 GWs, hidrolik kapasite ençok 75 GWs, günümüzde ise termik
120 GWs, hidrolik kapasite ise 125 GWs olarak tahmin edilmektedir, hidrolik
potansiyelimizin daha yüzde 70�inin bakir durumda olmasından dolayı nükleer
enerji teknik bir zorunluluk olamaz ve acele edilmemelidir, |
2000 yılından sonra
tahmin edilen talebin karşılanabilmesi için ilave güç santrallarına ihtiyaç
bulunmaktadır, yerli hidrolik ve termik kaynaklar yetersiz olduğu için, ithal
kaynaklı seçenekler içinde nükleerin de olması gereklidir.
| |
Rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir
kaynaklar, dünya enerji üretiminde azımsanamayacak katkılar sağlamaktadırlar.
|
Rüzgar, güneş veya
jeotermal enerji kullanımının yöresel katkılarının dışında genel enerji
açığını karşılamaktan uzaktır.
Dünya elektrik enerjisi üretiminin %80�inin
yenilenemeyen kaynaklardan, %19�u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta,
rüzgar, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise
%1�in altında kalmaktadır. (Ref: Nükleer Mühendisler Derneği).
Nükleer santrallarda
kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları
bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer santral her yıl
yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir.
Toryum madeninin nükleer santrallarda yerli
rezerv olarak kullanıldığında, ülke enerji gereksiniminin karşılanmasında çok
ciddi bir alternatif olabileceği düşünülmelidir.
Türkiye�nin toryum rezervlerinin çıkarılmasının
toryum tenörünün düşük olmasına rağmen nadir toprak elementlerinin değerlendirilmesi
ile birlikte düşünüldüğünde fizibil olabilecektir. |
Verimlilik, enerji kayıpları | |
Enerji açığının karşılanmasında
acil olarak yeni kaynaklar yaratmak yerine var olan kapasiteyi daha verimli
kullanmak için dağıtım şebekesinin rehabilite edilmesi gerekmektedir, Şebeke
kayıpları %18 civarındadır, 2010 yılında düşünülen 2000 MWe nükleer
kapasitenin, üretilecek toplam enerjinin %5�ini geçemeyeceği hesaplanmıştır,
bu %5 ile uğraşmak yerine %18 değerinin azaltılması gerekir. |
Kayıplar,
iletim ve dağıtım olarak iki türlüdür. İletim kayıpları uluslararası
standartlarda olduğu halde faturalanmamış kayıplar dağıtımda önemli bir
yüzdeyi oluşturmaktadır.
|
Nükleer atıklar | |
Nükleer santralların
atık sorununu çözülememiştir ve bu konu son derece belirsizdir. |
Nükleer
santrallarda kullanılan kullanılmış yakıtlar, 10-20 yıl süre ile
santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde aktivitelerinin
%98�inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun ömürlü
radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de
kademeli koruma mantığı çerçevesinde kurşun, beton ve korozyona
dayanıklı kaplar içine konulacak, bu kaplar da jeolojik olarak kararlı
bölgelerde yerin yaklaşık 1000 m altında hazırlanacak beton zırhlı
galerilerde saklanacaktır.
1000 MWe gücündeki bir
nükleer reaktör, yılda yaklaşık olarak 27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt üretmektedir. |
Teknoloji | |
Nükleer enerji üretimi, dünyada vaz geçilen bir
teknolojidir.
Türkiye�de yapılması
planlanan santral, modası geçmiş ve eski teknoloji ile tasarlanmış olacaktır. |
Dünya geneline
bakıldığında yeni kurulacak nükleer santralların sayısının çok sınırlı
kaldığı doğrudur, ancak her ülkenin enerji planları, kendisine özgü
özellikler taşımaktadır. Bu bağlamda herhangi bir teknolojinin kullanım artış
hızı, dünya ve bölgesel koşulların paralelinde, dönem dönem değişiklikler
arzedebilir. Bu gün Avrupa�da bir çok ülkede yeni nükleer santral yapımından
vaz geçildiği tam olarak doğru değildir. Bu ülkelerin enerji stratejilerine
bakıldığında enerji açıklarını ağırlıklı olarak Fransa�dan karşıladıkları
görülür. Fransa, toplam enerji üretiminin %75�ini nükleerden sağlamakla
birlikte, aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı bir enerji ihracatçısı
konumuna gelmiştir. 2000 yılındaki toplam ihracatını yaklaşık olarak 70 TWh
olacak şekilde planlanlamaktadır. Günümüzde Fransa�nın diğer Avrupa
ülkelerine yaptığı ihracat: 17000 GWh (İngiltere), 15000 GWh (Almanya), 18000
GWh (İtalya), 7500 GWh (İsviçre).
Bazı Avrupa ülkelerinin
yeni nükleer santral kurmama kararının altında, o ülkelerin bu teknolojiden
vaz geçtikleri anlamı çıkarılmamalıdır. Sadece öznel koşulların getirdiği
stratejiler çerçevesinde başka ülkelerden özellikle Fransa�dan enerji ithal
etme yönünde tercihleri, pratikte, nükleer kaynaklı enerji kullanımında artış
yaptıklarını göstermektedir. Bugün Alman Siemens firması, Almanya�da yeni bir
nükleer santral kurulmasa bile, Framatom (Fransa) ile birlikte nükleer
teknoloji alanında yatırım yapmakta ve yeni bir nükleer reaktör tipi (EPR)
üzerinde çalışmaktadır. EPR reaktörlerinin ilk olarak Fransa�da kurulması
planlanmaktadır. Ayrıca, Almanya�da ileriye yönelik toryum yakıtlı çevrimler
üzerinde çalışılmaktadır. (Ref: Nuclear Engineering International, February
1996)
Türkiye�ye teklif edilen
nükleer santrallar için, kurucu firmanın kendi ülkesinde kurduğu santralların
en yenisi örnek alınacaktır. Bu durum, TEAŞ�nin şartnamesinde güvence altına
alınmştır. Bu bağlamda, kurucu firma, mutlaka bir referans santral göstermek
zorunluluğundadır. | |
Ülke sanayiine yüksek teknoloji ve kalite
getireceği söylenen nükleer santrallar, bu beklentiyi boşa çıkaracaktır,
çünkü ülkenin uzun vadeli nükleer teknoloji politikası ve buna yönelik insan
kaynağı ve altyapı geliştirme niyeti bulunmamaktadır. Aksine dışa bağımlılığı
artıracaktır.
Türkiye, var olan kapasitesiyle bir nükleer
santralın kurulmasının, işletilmesinin ve denetiminin altından kalkamaz.. |
Türkiye�deki var olan
insan potansiyelinin ve kaynaklarının uygun şekilde organize edilmesi ve bu
yöndeki siyasi destek, kararlık ve sürekliliğin temin edilmesi ile nükleer
teknojiyi ülke yararına kullanmak olanaklıdır. Olumlu düşünmek ve bunun için
gerekli adımları atmak gereklidir.
Toryum potansiyelimizin
de hammadde olarak enerji dışa bağımlılığımızı ortadan kaldırabilecek bir
potansiyel olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. |
Yer seçimi ve deprem | |
Ülkemizde üzerine
nükleer santral yapılacak yer yanlış seçilmiştir. Bu bölge, deprem
bölgesindedir ve sismik analizleri tam yapılmamıştır. |
Akkuyu sahası, sismik
olarak üzerinde Nükleer santral yapılabilecek en güvenli yerlerden biridir.
Akkuyu ile ilgili yer analizleri, 1970�li yıllarda başlatılmıştır. İTÜ, MTA
ve ODTÜ tarafından hazırlanan birbirleri ile uyumlu teknik raporlar
bulunmaktadır ve bu çalışmalar da uluslararası yeterliktedir.
Dünyada bir çok santral,
sismik olarak Akkuyu�dan çok daha aktif bölgelerde güvenli olarak
çalışmaktadırlar,
Nükleer santralların
tasarımında esas alınan deprem kriterleri, klasik yapılarda kullanılanlara
göre son derece tutucu kabuller içermaktedir. Nükleer dışı yapılarda
kullanılan tek bir deprem şiddeti değeri olmasına karşın, nükleer santrallar
1000 yıl ve 100000 yıllık bir zaman diliminde olası iki farklı en büyük
deprem şiddetine göre tasarlanmaktadırlar. İlkinin olması durumunda, santral,
deprem sonrası normal işletmesine devam edecek, İkincisinin olması durumunda
ise birçok sistemin zarar göreceği var sayılmasına rağmen, santralı güvenli
bir şekilde durduracak ve soğutulmasını sağlayacak sistemler ayakta
kalacaktır. |
Olası kazalar
ve Güvenlik | |
Dünyada kazalar saklanmaktadır ve hele Türkiye
gibi bir ülkede nükleer santral işletmesiyle ilgili olumsuz her olay
saklanacaktır. |
Nükleer santralların işletilmesi ile ilgili
Türkiye bir çok uluslararası antlaşma ve sözleşmenin altına imza atmıştır,
Nükleer Güvenlik Denetimi Antlaşması ile, nükleer alanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Denetimini kabul etmekteyiz,
Nükleer Kaza ve Radyolojik Acil Durum Hallerinde Yardımlaşma Sözleşmesi,
Nükleer Kazaların Erken Bildirimi Sözleşmesi, Fiziksel Korunma Sözleşmesi,
Nükleer Güvenlik Sözleşmesi gibi birçok uluslarası andlaşma ve anlaşmanın
altında Türkiye'nin imzası bulunmaktadır.
Yurtdışı ve yurtiçi
kamuoyunda nükleer enerji üretimiyle ilgili olan ve aslında nükleer
santralların tasarımında göz önünde bulundurulan olağan dışı her olay kaza
olarak tanıtılmaktadır. |
Çevre | |
Nükleer santrallar,
radyoaktif çevresel kirliliğe yol açması nedeniyle son derece tehlikelidir. |
Fosil yakıtlı, özellikle
kömür santralların, çevre etkisi nükleer santrallarla kıyaslanamayacak ölçüde
olumsuzdur. Tam tersine, nükleer santrallar, çevre etkisi bakımından tercih
edilmesi gereken bir seçenektir,
Normal işletme koşulları
altında çalışan nükleer reaktörler, dışarıya verebilecekleri en fazla
radyoaktive, normal doğal radyasyon seviyesinin %0.1-1�i ile
sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır. |
|