|
Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı
eski yunanlılara kadar uzanır. Milattan önce 5. yüzyılda Leucippus ve
Democritus maddenin sonsuz küçük parçacıklara ayrılamayacağını öne
sürdüler.Onlar,bir madde daha küçük parçalara bölünmeye devam edilirse en
sonunda atomun bölünmeyeceğini iddia ediyorlardı.Atom sözcüğü Yunanca�da bölünmez
anlamına gelen atomos sözcüğünden türetilmiştir.
Eski yunan atom kuralları planlı deneylere dayanmıyordu.Bunun için yaklaşık
2000 yıllık bir zaman süresince atom kuramı sadece tartışılmaktan öteye
gidilmedi.Atomların varlığı Robert Boyle tarafından THE SCEPTİCAL CHYMİST
(1661),Isaac Newton tarafındanda Principia (1687) ve Opticks(1704) kitaplarında
kabul edilmişti . Fakat John Dalton�un 1803-1808 yılları arasında geliştirip
önerdiği atom kuarmı kimya tarihinde en önemli aşamalardan biri olmuştur.
Elektron:
Gerek Dalton�un gerekse yunanlıların kuramlarında atom, maddenin en küçük
taneciği olarak kabul edilmişti.19.yüzyılın sonlarına doğru atomun kendisinin
de daha küçük taneciklerden oluştuğu düşünülmeye başlandı.Atom hakkındaki
düşüncelerde meydana gelen bu değişikliğe elektrikle yapılan deneyler neden
oldu.
1807-1808 yıllarında ünlü İngiliz kimyacısı Humphry Davy bileşikleri
ayrıştırmak için elektrik kullanarak beş element
(potasyum,sodyum,kalsiyum,stronsiyum ve baryum) buldu.Bu çalışmalarına dayanarak
Davy , bilesiklerde elementlerin elektriksel nitelikli çekim kuvvetleriyle bir
arada tutulduklarını önerdi.
Vakumdan elektrik akımının geçirildiği deneyler 1859 da Julius Plücker katod
ışınlarını bulmasına yol açtı.Katot ışnları elde etmek için havası iyice
boşaltılmış bir cam tüpün uçlarına iki elektrod yerleştrilir.Bu elektrodlara
yüksek gerilim uygulandığında katot adı verilen negatif elektroddan ışınlar
çıkar.Bu ışınlar negatif yüklüdür doğrusal yol izler ve katodun karşısındaki
tüp çeperlerinin ışık saçmasına sebep olur. 19.yüzyılın son yıllarında katot
ışınları ayrıntılı olarak incelendi.Birçok bilim adamının deneyleri sonucunda
katot ışınlarının hızla hareket eden eksi yüklü parçacıklar olduğu ortaya çıktı
ve bu parçacıklar daha sonra Stoney�in önerdiği gibi elektron adı verildi.
Katottan çıkan elektronlar katot için hangi metal kullanılırsa kullanılsın aynı
özelliktedir.Zıt yükler birbirini çektiğinden katot ışınlarını oluşturan
elektron hüzmeleri yolları üzerinde üstte ve altta bulunan zıt yüklü iki levha
arasından geçerken pozitif yüklüsüne doğru çekilirler.Demek ki bir elektrik
alanı içinde katot ışınları normal doğrusal yollarından saparlar.Bu sapmanın
açısı :
1. Tanecik yükü ile doğru orantılıdır.Yükü büyük olan tanecik az yük taşıyan
tanecikten daha çok sapar.
2. Tanecik kütlesi ile ters orantılıdır.Kütlesi büyük olan tanecik küçük
olandan daha az sapar.
Bundan dolayı yükün kütleye oranı bir elektrik alanı içinde elektronların
doğrusal yoldan ne kadar sapacağını belirler.elektronlar magnetik bir alan
içinde de sapma gösterirler.Fakat bu durumda sapma uygulanan magnetik alana dik
yöndedir.
Katot ışınlarının elektrik ve magnetik alanlar içindeki sapmalarını inceleyen
Joseph T. Thomson , 1897�de elektron için değerini saptadı bu değer:
E/M=-1,7588.10 üzeri sekiz coul /g dır.
Coul uluslar arası sistemde elektrik yükü birimidir.Bir kulon bir amperlik akım
tarafından iletkenin belirli bir noktasından bir saniyede taşınan yük
miktarıdır.
Elektron yükünün duyar olarak ölçümü ilk defa Robert A. Milikan tarafından 1909
da yapıldı.Milikan�ın deneyinde x-ışınları etkisi ile havayı oluşturan
moleküllerden elektronlar koparılır.Çok küçük yağ damlacıkları da bu
elektronları alıp elektrik yükleri ile yüklenirler.Bu yağ damlacıkları iki
yatay levha arasından geçirilirler.Yağ damlacıklarının düşüş hızları ölçülerek
kütleleri hesaplanır.
Yatay levhalara elektrik akımı uygulandığında negatif yüklü damlacık pozitif
yüklü levhaya doğru çekileceğinden damlacığın düşüş hızı değişir.bu koşullar
altında düşüş hızı ölçülerek damlacığın yükü hesaplanabilir.Belli bir damlacık
bir veya daha çok sayıda elektron alabileceğinden bu yöntemle hesaplanan yükler
daima birbirinin aynı değildir.Fakat bu yükler hep belli bir yük değerinin
katları olduğundan bu yük değeri bir elektronun yükü kabul edilir.
Proton:
Nötral bir atom veya molekülden bir veya daha çok elektron koparıldığında
geriye kalan tanecik koparılan elektronların tolam eski yüküne eşit miktarda
artı yük kazanır.Bir neon atomundan bir elektron koparıldığında geriye kalan
tanecik koparılan elektronların toplam eksi yüküne eşit miktarda artı yük
kazanır.Bir neon atomundan bir elektron koparıldığında bir Ne(+) iyonu
oluşur.Bir elektriksel deşarj tüpünde katot ışınları tüpün içinde bulunan gaz
atomlarından ve moleküllerinden elektronların çıkmasına sebep oldukları zaman ,
bu tür artı yüklü tanecikler oluşur.Bu artı yüklü iyonlar eksi yüklü elektroda
doğru hareket ederler.Eğer katot delikli bir levhadan yapılmışsa artı yüklü
iyonlar bu deliklerden geçerler.katot ışınlarının elektronları ise ters yönde
hareket ederler.
Pozitif ışınlar adı verilen bu artı yüklü iyon demetleri ilk defa 1886 da Eugen
Goldstein tarafından bulundu.Pozitif ışınların elektrik ve magnetik alanların
etkisinde sapmaları ise 1898 de Wilhelm Wien ve 1906 da J.J. Thomson tarafından
incelendi.Artı yüklü iyonlar için e/m değerlerinin saptanmasına , katot
ışınlarının incelenmesinde kullanılan yöntemin hemen hemen aynısı
kullanıldı.Deşarj tüpünde değişik gazlar kullanıldığı zaman değişik tür artı
yüklü iyonlar oluşur.
Proton adı verilen bu tanecikler bütün atomların bir bileşenidir.Protonun yüklü
elektronun yüküne eşit fakat ters işaretlidir.
Bu yüke yük birimi denir.Proton artı bir elektrik yük birimine , elektron ise
eksi bir elektrik yük birimine sahiptir.(Protonun kütlesi elektronun kütlesinin
1836 katıdır).
Nötron:
Atomlar elektrik yükü bakımından nötral olduklarından bir atomun içerdiği
proton sayısı elektron sayısına eşit olmalıdır. Atomun toplam kütlesini
açıklayabilmek için 1920 de Ernest Rutherford atomda yüksüz bir taneciğin var
olduğunu savundu. Bu tanecik yüksüz olduğundan onu incelemek ve tanımlamak
zordu. Fakat 1932 de James Chadwick nötronun varlığını kanıtlayan çalışmalarını
sonuçlarını yayınladı.Chadwick, nötronların oluştuğu bazı nükleer tepkimelerin
verilerinden nötronun kütlesini hesaplayabildi.Bu tepkimelerde kullanılan ve
oluşan bütün taneciklerin kütlelerini ve enerjilerini göz önüne alarak Chadwick
nötronun kütlesini hesapladı.Bu kütle protonun kütlesinden biraz daha büyüktü.
Günümüzde daha birçok atom altı tanecik bulunmuştur.Fakat bu taneciklerin atom
yapısı ile olan ilişkisi çok iyi bilinmemektedir.Kimyasal çalışmalar için
atomun yapısı elektron , proton ve nötronun varlığına dayanarak yeterince
açıklığa kavuşturulmuştur.
İZOTOPLAR
Belli bir elementin bütün elementlerinin atom numarası aynıdır. Fakat bazı
elementler kütle numarası bakımından farklılık gösteren çeşitli tipte
atomlardan oluşmuştur.Aynı atom numarasına fakat farklı kütle numarasına fakat
farklı kütle numarasına sahip atomlara İZOTOP atomlar adı verilir.
Görüldüğü gibi izotoplar çekirdeklerindeki nötron sayısı bakımından
farklıdırlar;bu da doğal olarak atom kütlelerinin farklı olduğu anlamına
gelir.Bir atomun kimyasal özellikleri ilke olarak atom numarası ile belirtilen
proton ve elektron sayısına bağlıdır. Bundan dolayı bir elementin izotopları
birbiri ile hemen hemen aynı olan kimyasal özelliklere sahiptir.Bazı elementler
doğada tek bir izotop halinde bulunurlar.Fakat çoğu elementlerin birden çok
izotopu vardır.Örnek olarak kalayın 10 doğal izotopu vardır.
Kütle spektrometresi bir elementte kaç izotop bulunduğunu , her izotopun tam
olarak kütlesini ve bağıl miktarını saptamak için kullanılır.Buharlaştırılmış
madde , elektronlarla bombardıman edilerek artı yüklü iyonlar oluşturulur.Bu
iyonlar eksi yüklü bir levhaya doğru çekilerek bu levha üzerinde bulunan dar
bir aralıktan hızla geçirilirler.
İyot demeti bundan sonra magnetik bir alan içinden geçirilir.yüklü tanecikler
magnetik bir alan içinde dairesel bir yörünge izlerler.Taneciğin yükü arttıkça
doğrusal yörüngesinden sapma da artar.Bu nedenle , magnetik bir alanda artı
yüklü bir iyonun izlediği dairesel yörüngenin yarıçapı o iyonun e/m değerine
bağlıdır.
Değişik e/m değerine sahip iyonların bu son aralıktan geçmesi ise magnetik alan
şiddeti veya iyonları hızlandırmak için kullanılan voltaj ayarlanarak
sağlanır.Böylece aygıttaki farklı iyon türlerinden her biri bu aralıktan ayrı ayrı
geçirilirler.Detektör her farklı iyon demetinin şiddetini ölçer ; bu iyon
şiddeti örnekte bulunan izotopların bağıl miktarına bağlıdır.
Atom Numarası ve Periyotlar yasası
19.yüzyılın başlarında kimyacılar elementler arasında bulunan fiziksel ve kimyasal
benzerliklerle ilgilendiler.1817 ve 1829 da Johann W. Döbereiner �triad� lar
adını verdiği element serileri (Ca,Sr,Ba;Li,Na,K;Cl,Br,I;S,Se,Te) hakkındaki
incelemelerini yayınladı burada her seriyi oluşturan elementler birbirine
benzeyen özeliklere sahip olup serideki ikinci elementin atom ağırlığı yaklaşık
diğer iki elementin atom ağırlıklarının ortalamasına eşittir.
Bunu izleyen yıllarda birçok kimyacı elementleri benzeyen özellikleri açısından
sınıflandırmayı denedi.1863-66 yıllarında John A. R. Newlands �oktavlar yasası�
nı önerip geliştirdi.Newlands a göre elementler atom ağırlıklarının artış
sırasına göre dizildiklerinde sekizinci element birinciye , dokuzuncu element
ikinciye benziyor ve bu durum böylece devam ediyordu.Newlands bu ilişkiyi müzik
notalarındaki oktavlara benzetti.Fakat gerçek ilişki Newlands�ın varsaydığı
kadar basit değildi.Newlands ın çalışmaları dayanaksız bulunmuş ve diğer
kimyacılar tarafından ciddiye alınmamıştır.
Elementlerin modern periyodik sınıflandırılması Julius Lothar Meyer ve
özellikle Dimitri Mendeleev �in çalışmalarına dayanır.Mendeleev periyodik bir
yasa önerdi ; bu yasaya göre elementler atom ağırlığı artışına göre
incelendiğinde , özelliklerindeki benzerlikler periyodik olarak
tekrarlanır.Mendeleev in çizelgesinde benzer elementler grup adı verilen dikey
sütunlarda toplanır.
Ayrıca Mendeleev in çizelgesinde henüz bulunmamış elementler için boş yerler
bıraktı ve çizelgede olmayan elementlerden üç tanesinin özelliklerini önceden
belirtti.Hemen sonra Mendeleev in öngördüğü özelliklerin çoğuna sahip oldukları
belirlenen Skandiyum,galyum ve germanyum elementlerinin bulunması periyodik
sistemin doğru olduğunu gösterdi.Asal gazların varlığı Mendeleev tarafından
öngörülmediği halde bu elementler 1892-98 yılları arasında bulunduktan sonra
periyodik çizelgedeki yerlerine oldukça iyi bir şekilde uydular.
Periyodik çizelgedeki plana göre K,Ni ve I elementlerinin atom ağırlığının
artışına göre belirlenmiş dizilişinin dışında yer almamaları gerekliydi.Örneği
iyot atom ağırlığına göre 52 numaralı element olmalıydı.Fakat kimyasal açıdan
benzediği F,Cl ve Br elementleri ile aynı gurupta olabilmesi için iyot keyfi
olarak 53 numaralı element oldu.Periyodik sınıflandırmanın daha ayrıntılı
olarak incelenmesi ile bir çok araştırıcı periyodik özelliğin,atom ağırlığından
çok , başka bir temel bağlı olduğuna inandı.Bu temel özelliğinde o zamanlar
periyodik sistemden çıkarılan ve sadece bir seri numarası olan atom numarası
ile ilişkisi olduğunu öğrendi.
1913-14 yıllarında Henry G. J. Moseley in çalışmaları bu problemleri
çözdü.Yüksek enerjili katot ışınları bir hedefe odaklandığında X-ışınları
oluşur.Bu X-ışınları çeşitli dalga boylarındaki bileşenlere ayrılabilir ve bu
şekilde elde edilen çizgi spektrumları da fotografik olarak kaydedilebilir.Hedef
olarak değişik elementler kullanıldığında değişik X-ışınları spektrumları elde
edilir ve her spektrum sadece birkaç karakteristik spektral çizgi içeren
X-ışınları spektrumu vardır.
Moseley atom numaraları 13 ile 79 arasında olan 38 elementin X-ışınları
spektrumunu inceledi.Her elemen için o elemente karşılık gelen karakteristik
spektrum çizgisini kullanan Moseley , elementin atom numarası ile çizgi
frekansının kare kökü arasında doğrusal bir ilişki olduğunu buldu.Başka bir
değişle elementler atom numarası artışına göre dizildiğinde spektrum çizgisi
frekansının karekökü bir elementten diğerine gittikçe sabit bir miktarda artar.
Bundan dolayı Moseley X-ışınları spektrumuna dayanarak elementlerin doğru atom
numaralarını tahmin edebildi.Böylece atom ağırlıkları komşu atomlarınkine uygun
düşmeyen K,Ni ve I un sınıflandırılması problemi de çözümlenmiş oldu.Diğer
taraftan Moseley Ce den Lu e kadar olan seride 14 element bulunması ve bu
elementlerin ve bu elementlerin periyodik çizelgede Lantan�dan sonra gelmeleri
gerektiğini bildirdi.Moseley�in diagramları ayrıca 79 numaralı elementten önce
henüz o zamana kadar bulunmamış 4 elementin var olması gerektiğini de
gösterdi.Nihayet Moseley�in çalışmalarına dayanarak periyodik yasa
�Elementlerin fiziksel ve kimyasal özellikleri atom numarasının periyodik
fonksiyonudur� şeklinde tekrar tanımlandı.
Moseley in atom numaraları ile Rutherford un tanecikleri saçılma deneyinden
hesapladığı çekirdek yükleri oldukça iyi bir uyum içindeydi.buna dayanarak
Moseley atom numarasının atom çekirdeğinde bulunan artı birimlerin sayısı
olduğunu önerdi.
Moseley ayrıca, atomda bir elementten diğerine gidildikçe artan temel bir
nicelik bulunduğunu ifade ederek bu niceliğin ancak merkezdeki artı yüklü
çekirdeğin yüklü olabileceğini belirtti.
X-ışınları , görünür ışıktan çok daha kısa dalga boylarına ve dolayısıyla daha
yüksek frekans ve enerjilere sahip elektro magnetik ışınlardır.Bir elementin
x-ışınları spektrumunun olmasına hedef element atomlarında meydana gelen
elektron geçişlerinin sebep olduğuna inanılmaktadır.X-ışınlar tüpüne katot
ışınları , hedefteki atomların iç kabuklarından elektronlar koparırlar.Dış
kabuktaki elektronlar iç kabuklarda oluşan bu boşlukları doldurdukları zaman
x-ışınları yayınlanır.Bir atomda elektronun , yüksek bir enerji düzeyinden K
düzeyine geçmesi sonucu oldukça bir büyük bir miktarda enerji açığa çıktığından
, elde edilen radyasyonun frekansı yüksektir.Buna karşı gelen dalga boyu da
x-ışınlarına özgü olup kısadır.
Bir elektron geçişi sırasında açığa çıkan radyasyonun frekansı ayrıca atom
çekirdeğindeki yüke bağlıdır.Açığa çıkan bu enerjinin miktarı çekirdek yükünün
karesi ile doğru orantılıdır.Çekirdeğin yükü arttıkça açığa çıkan enerji artar
ve yayınlanan radyasyonun dalga boyu kısalır.Moseley in gözlemleri de bu
ilişkiyi yansıtmaktadır.

|